• Document: Genital Sistemin Gelişimi
  • Size: 2.74 MB
  • Uploaded: 2019-04-16 20:40:51
  • Status: Successfully converted


Some snippets from your converted document:

1.1. Genital Sistemin Gelişimi Ayşehan Akıncı, Nigar Vardı Embriyonun cinsiyeti genetik olarak fertilizasyon anında belirlenmiştir, ancak cinse özgü gonad- lar ve fenotipin oluşması sayısız genler ile kontrol edilmektedir. İnsan embriyosunda urogenital sistemin gelişiminde ilk basamak ara mezodermden primitif gonadın oluşumudur. Pirimitif gonad oluşumu: Gonadlar, notokordun her iki yanında simetrik olarak izlenen, paraksiyel mezoderm ile lateral mezoderm arasına yerleşmiş olan ara mezodermden gelişir (Şe- kil 1) (1,2). İnsan embriyosunda pirimitif gonadlar fertilizasyonun 32. gününde gonadal kabar- tıların çölemik boşluğa bakan yüzeyini örten çölemik epitel ve altındaki mezenşimal dokunun proliferasyonu ile mezonefrozun medialinden gelişmeye başlar (2). Homebox gen ailesine ait LHX:1-9, Lim:1-9 (Lim Homeobox-1,-9), GATA-4 (GATA binding protein-4), CBX-2 (Chromo- box Homolog -2), WNT4 (Wingless-type MMTV integration family member-4), SF-1 (Steroi- dogenic Factor-1), WT1 (Willms Tumor Factor-1) ve DMRT-1,-2 (Doublesex-and Mab3-related Transcripsiyon Factor-1,-2), EMX-2 (Empty Spiracles-2) gibi pek çok gen ve transkripsiyon fak- törleri gonadların oluşum sürecinde önemli rol oynar (3). Bu transkripsiyon faktörlerini kodla- yan genlerdeki bozukluklar gonadlar, adrenal bezler ve ürogenital sistemin gelişimsel anomali- leri ile sonuçlanmaktadır. Bu genlerden WT1 geni ürogenital sistemin oluşumu ve gelişmesi için gereklidir. WT1 geninin fonksiyon kaybında gonadal disgenezis, Willms tümörü, böbrek anoma- Şekil 1. 18 günlük embriyoda primitif düğümden mezoderme göç eden hücrelerin oluşturduğu notokordun transvers görünümü. (T.W. Sadler, Langman’s Medical Embryology 12th Edition’den alınmıştır). 1 2  Cinsiyet Gelişim Bozuklukları lileri görülebilmektedir (3-5). Pirimitif gonadın oluşmasında rol alan diğer gen Lim-1 genidir. Bu genin fonksiyon kaybında gonadlar ve böbrekler oluşamaz. SF-1 geni farklılaşmamış gona- dın somatik hücrelerinde ve embriyonik adrenal kortekste, hipopotalamus ve hipofizde ekspres- se olur. SF-1 mutasyonlarında cinsiyet farklılaşma bozukluğu, gonadal ve adrenal yetersizlik bul- guları görülmektedir (6). Farelerde; Lhx1 (7), Emx2 (8) ve Pax2 (9) transkripsiyon genleri inakti- ve edildiğinde ürogenital yapıların gelişmediği gözlenmiştir. Diğer benzer faktörler pirimitif go- nadı oluşturan hücrelerin proliferasyonu ile ilgilidir. Örneğin; insülin benzeri büyüme faktörle- rinin sinyalleri bozulduğunda, hem dişi hem de erkek gonad hacminin önemli derecede düştü- ğü gözlenmiştir (10). Karyotipi 46,XX ve 46, XY olarak belirlenmiş olan bir embriyonun gonad- ları 7. haftaya kadar over veya testise ait özellikler taşımaz. Konsepsiyondan sonraki ilk aşama pi- rimitif gonadın oluşumudur (11). Primitif Germ Hücre Göçü Pirimitif germ hücreleri (PGH), pluripotent epiblast hücrelerinden köken alırlar. PGH’leri oluş- turacak olan öncü hücreler, ikinci hafta boyunca posterior pirimitif çizgiye doğru hareket eder, primitif yarık içerisinden geçerek vitellus kesesine göç eder. Dördüncü haftada vitellus kesesinin allantoise yakın duvarındaki öncü hücreler alkalin fosfataz, c-kit ve oct-4 aktivitesi ile ayırt edi- lebilen PGH’lere dönüşürler (2, 12). Epiblast hücrelerinin PGH’lere dönüşme mekanizmasında kemik morfogenik protein-2 (BMP), BMP-4 ve BMP-8 gibi diğer embriyonik ektoderm kökenli faktörler de sorumludur (13-15). Embriyonun sefalokaudal ve lateral yönde katlanmasıyla endodermle döşeli vitellus kesesinin büyük bir kısmı pirimitif barsağı oluşturmak üzere embriyonun içerisine alınır (1). Hücre göçü ile ilgili yapılan araştırmalarda fare embriyosunda 7. günde PGH’lerin köken aldığı pirimitif çizginin posterior bölümündeki epiblast hücrelerinde yüksek seviyede ekspresse olan genlerden “fragil” in aktivasyonu, PGH’lerin kümelendikleri alanda hareketsiz kalmalarını ve çoğalmalarını sağlar. Fragil ekspresyonunun azalmasıyla birlikte PGH’ler son barsak lümeni içerisinde hareket etmeye başlar (16). PGH’ lerden c-kit (trozin kinaz reseptörü) ve son barsak epitelyum hücrelerinden ekspresse olan “steel” ligandı ve bu moleküller arasındaki reseptör ligant etkileşimi PGH’lerin hayatta kalmasını, motilite kazanmasını sağlar. Ayrıca bu hücrelerin kolonize olması ve barsak boyunca göç rotasınının belirlenmesinde rol oynar (16, 17). Tirozin kinaz reseptörleri ve onun membrana bağlı ligandı olan steelde meydana gelen mutasyonların 9.5 mm’lik fare embriyosunda PGH sayısının dramatik olarak düşmesine neden olduğu gö

Recently converted files (publicly available):